21 Mayıs 2013 Salı

Şizoya Gönül Vermek

Merhaba,

Şu 5 yazı dolsun da rahatlayayım artık. Her ne kadar kendime yazıyorum desem de içimde bir yerlerde gizlice bu blog'un çok okunmasını istiyorum. "Duydun mu şöyle bir blog varmış, okuyanlar pek sikinde değilmiş. Hatta yazar kimse onu okumasın istiyormuş" diye reklamım olsun.

Sana rüyalarını yazmanı tavsiye ediyorum sevgili olmayan ve istemediğim okuyucu. Ben son bir haftadır bu alışkanlığı edindim ve yazdıkça rüya görmeye başladım. Rüyalarını uyandığın gibi hatırlamaya kasar ve onları yazarsan, bir sonraki gece daha hatırlanası rüyalar görüyorsun. Rüyaları kontrol etmek gibi bir derdim yok, neşeli hayatlar tadında geçen rüyalar istiyorum ben. Uykumda eğleneyim falan istiyorum. Neden bilmiyorum ama kahkahalar falan atayım uyurken.

Çocukken ilk Dövüş Kulübü filmini izlediğimde, ardından Akıl oyunları filmini izlediğimde şizofreni olmak istemiştim. Şizoya bağlamanın çok muntazam ve muhteşem bir şey olduğunu, sadece akıllı adamlara has bir şey olduğunu zannederdim. "Ulan ben de çok zekiyim, ben niye kafayı sıyırmıyorum" diye kafayı sıyırdım hatta, bunları hastaneden yazıyorum. Bayağı hayali arkadaşım olsun diye kasmıştım. Baktım olmuyor "amaan biraz daha GTA oynayayım, yarın sabah erken kalkıp hayali arkadaşa kasarım" diye geçiştiriyordum. Oysa akşamdan hayali arkadaşını yapsan, sabah o seni uyandırır, belki de öperek. O senin hayal gücüne kalmış. Ama gerçekten hayali arkadaşın avantajları çok: senin yerine ders çalışabilir, karşı cinsten yaparsan onunla sevişebilirsin, senin yerine uyuyabilir, satranç oynayabilirsin onunla, senin yerine yemek yiyebilir... E ebesinin deme vakti geldi artık, sen n'apacan lan eşek sıpası. Öyle herşeyi hayali arkadaşına yaptırırsan ayıp olur, oynayın güzel güzel.

Gündüz hayali arkadaş zor. O yüzden geceleri rüyadan önce kasıyorum. Mesela rüyadan hemen önce esrar içerken hayal ettim kendimi, bütün rüyada bir joint'tir dönüyor. Bir türlü yakamıyorum onu, sürekli cebimde falan taşıyorum ama hiç yakma fırsatı olmuyor. Bir de rüya ya, maceradan maceraya koşuyorum. Bir ara geyiğine çığ çıkardı yanımdaki karı, güle oynaya ondan kaçıyoruz falan. En ilginci de şeydi, bir bayır yeşillik tadında bir yerdeyiz. Sik falı bakan bir kadın geldi. Bayağı, kalkık siki pantalon üstünden bir okşuyor, şakır şakır anlatıyor sana. Arkadaşım baktırdı ama ben utandım, ulan dedim nasıl bir manyağa çattık. Sonra ben de okşattım "Fala inanma falsız kalma" düşüncesiyle. "Sen fala küsmüşsün, o yüzden geleceğin çok bulanık" dedi üstüne. Dedim "Sen okşamak için mazeret arıyorduysan bedavaya da okşatırdım"."Zaten bedavaya geldi" dedi, aa benle laf dalaşına girdi durduk yere. Joint'i unutturdu bana.

Derme çatma gecekondu lafı o kadar güzel bir laf ki, üzülemiyorum hayatımızda böyle bir gerçek olduğu için. Tabii ki bu konuda sınanmak istemiyorum, o ayrı bir fantezi.