28 Eylül 2013 Cumartesi

Takılmaca



bu yazının şarkısı bu olsun

Kendi tepkilerimizi kaybedecek, unutacak, veya oluşturamayacak kadar çok film ve dizi izlediğimizi düşünüyorum insanlık olarak. Aşağı yukarı her durumda yüzümüzün alacağı ifadeyi başka birinin yüzünde gördük, aşağı yukarı her lafa verilecek cool bir cevap hazırladık (duyduk), birisiyle flört ederken nasıl bakacağız, birisine tiksintiyle nasıl bakacağız, üzgünken ellerimizi alnımıza nasıl koyacağız, sevinç gözyaşları nasıl yapılır, birisine samimiyetle teşekkür etmek ve çok umursamayarak teşekkür etmek nasıl olur, çaktırmadan ve çaktırarak bozuk atmanın metodolojisi açık ve net hafızalarda yerini aldı gerektiğinde kullanılmak üzere. Daha bir kere orgazm olmadan orgazm sigarası içildiğini öğrendik, ulan belki aslında canın çekmeyecek?

Eski zamanlarda hep daha samimi daha dolu dolu yaşandığına inanıyorum. Midnight in Paris'te gerçi bu konu işlendi herkes geçmişte hep bir şeylerin daha iyi olduğuna inanıyor, evet, AMA ÖYLE YANİ. Bir kere iletişim işi çok zor, birisinden uzaktaysan onu özlüyorsun. Şimdi ben bakıyorum da, o kadar az insanı gerçekten özlüyorum ki. Herkesin aşağı yukarı ne yaptığından haberim oluyor, hatta bazen keşke ölseydim de bu kızın şunu paylaştığını, şu çocuğun bu yorumu yaptığını görmeseydim diyorum. Az tanıdığım insanları daha fazla tanıyamadan önyargı sahibi oluyorum. Bir sürü şeyin sırf gösterilmek üzere yapılması ve bunun samimi olduğum insanlarca da yapılması inanılmaz sinir ediyor artık. Mesela geçenlerde bir arkadaşın havuzuna gittik, hava aslında bayağı soğuktu, havuza girenlerin kıçı dondu, aslında inanılmaz az eğlenildi toplam geçirilen zamanda, ama fotoğraflarımıza bak, wohooo par-taaay ^_^ Ben mayomu bile giymedim hava buz gibi diye, "kremaaaa şöyle de çek, kremaaaa bak üç kişi kule yapacağız hadi sakın kaçırma" eh be dedim krema kadar başınıza taş düşsün. Konuyu dağıttım ama öyle yani, sizin de arkadaşlarınız öyle biliyorum.

İnsanın hayatında yaşadığı büyüüüük acılar çok olmaz herhalde. Benim de çok değil; ama dedem ölmüştü 4 sene önce o zaman hanyayı konyayı görmüştüm lan insan ne boktan şeylere kafayı takıyor, böyle cidden boku yediğinde anlıyorsun. Ben dedemin öldüğünü onların eve girince kapıdan çıkan babamın kuzeninden duydum, o ana kadar hasta sanıyorum, adam "başımız sağolsun" filan dedi, bal gibi duydum ne dediğini, güzelce bir iki milisaniyede compile ettim; ama çok film dizi izlemişim ve oradaki drama şöyle bir şey yakışır diye düşündüm: "anne, doğru mu duydum, ne diyor x abi, anne doğruyu söyle bana..." gibi bir şey. Nitekim dedim ve annem "gir içeri" diye beni iteledi, haklı kadın. Derler ya ciğerimi sökseler daha iyiydi, aylarca ruh gibiydim, hayatta ilk defa çok sevdiğim birisini kaybediyorum, ne yapacağımı bilemiyorum filan. Ama işin bir de drama queen krema hanım yüzü var, çok utanç verici ama anlatacağım artık battı balık yan gider.

kadın tam olarak böyle yiyordu tavuk budunuBen şimdi önceki gece muhtemelen sevgilimle mi konuşuyordum ne, sabaha karşı 4'te yatmıştım, sabah 7 gibi telefon geldi gittik dedemlere. Haliyle bok gibi uykum var aslında, ama canımın acısı bir yandan bastırıyor, bir yandan da dedem ölmüş, benim şu an uyumam ne kadar ayıp, benim şu an yemek yemem ne kadar ayıp filan diyorum içimden. Şunun ayırdına varamadım o vakit, uyumam onu daha az sevmem veya az üzülmem veya umursamamam anlamına gelmiyor, sadece uyumam gerektiği anlamına geliyor. Drama queenlik, o filmlerden dizilerden oyunculardan gördüğüm mimikler, duyduğum laflar benim doğallığımı alıp götürdü o gün, ben ben olamadım. Mutfakta mesela bir akrabayı ağzına kocaman bir tavuk budu tıkıştırırken görünce sinirlenmiştim. "BENİM BURDA DEDEM ÖLMÜŞ, KADIN YEMEK DERDİNDE AMK!!!1" gibi isyan ettim filan. Halbuki bir şey yok yani kadın acıkmış yani normal. Mesela geçen sene teyzemin ikizleri oldu, her anne gibi o da çok sevinçli, duygulanıyor da bir yandan, böyle bebeklere bakarken gözleri doluyor, yok işte odada yalnız kalınca "Sizi hiç yalnız bırakmayacağım, çok seveceğim, anneniz sizi hep koruyacak" filan diyor. Çok tatlı. Ama öte yandan bir diğer anne, babamın anneannesi, köy evinde herkes tarladayken kendi kendine doğum yapmış, sonra da eve gelen giden olur diye olası misafirlere EKMEK PİŞİRMİŞ YA. Yoğurmuş, mayalamış, odunla ocağı yakmış filan pişirmiş. O arada birkaç saatlik bebek de var ortamda. Şimdi bu anne çocuğunu güncel anne kadar sevmiyor mu? Elbette ki seviyor. Ama hayata dair pratik kaygıları, sorumlulukları da var. Hayatta romantizme o kadar da yer yok demek ki bazen. O kadar da film annesine maruz kalmamış, harbiden evde ekmek yok diye kalkıp ekmek pişiriyor. Diğer anneler siz hala bacak kadar çocuğunuz 3 yaş sendromunda, asi oldu diye psikologa gidin. Çünkü problemler hep psikologla çözülmelidir.

Geçenlerde sevgilimle çok ciddi şeyler konuşuyoruz ilişkimize dair. Hayvani ciddi konular öyle böyle değil. Ama alışkın değiliz şimdi bu mevzulara girmeye, ve ikimiz de dramatik havaya giremedik. Çünkü bir kere gündüzdü, çay içip tost yemiştik. İnsan az önce ağzından uzayan kaşarı toparlamaya çalışırken bir anda "Evet Âdnân, ilişkimiz, aşk, meşk, ciddiyet" diye höt höt konuşamıyor. O yüzden ikimizi de aptal bir gülme aldı, konuyu toparlayamadık saatlerce. Halbuki, gece olsaydı, biraz içmiş olsaydık, sokak lambasının ışığında veya mum ışığında konuşuyor olsaydık, fonda bir müzik olsaydı filan ayrılmış olabilirdik adeta şu an ânın romantizminden, dramından.

Aslında var ya tamamen başka bir şeyler anlatmak için başlamıştım bu yazıya. Ama annem filan girdi çıktı odaya, zil çaldı, arada yemek yedim. Unuttum hep. Bir de aileden çok örnekler vermişim. Bundan sonraki yazacağım bütün kişi ve kurumlar hayal ürünü olacak, bu ne ya bokunu çıkarmışım.