25 Eylül 2013 Çarşamba

İki Farklı Kişinin Aynı Kişi Olması Durumu

Çok değerli bir arkadaşımın bir teorisi var zaman üzerine. Teoriyi tam hatırlayamamakla birlikte teorinin ikinci dereceden üzerinde durduğu şeylerden biri, bir kişinin çok kısa bir zaman diliminde bile başka bir kişi olduğuyla ilgili. Mesela bir saniye sonra bir kişi aynı kişi olmuyor. Çünkü bir kişiyi tanımlamak için çevrenin o kişi hakkındaki düşünceleri gereklidir. Bir kişinin kendi kendini anlatması o kişinin x=x demesi gibi bir şeydir. Burada o kişiyi zaten bilmediğimiz için x bize yabancı bir ifadedir. Bize x=y+z+a+b… gibi bir tanımlama lazımdır. Bu “y,z,a,b” gibi değişkenler çevrenin x'i tanımlamasıdır. Her harf bir tanımlayıcıyı sembolize eder. Buna, eğer x türkse, “Türkler hala fes takıyorlarmış” gibi şeyler de dahil. Yani olup olabilecek bütün x’e dair tanımlar. Birbirinden farklı tüm bu ifadelerin toplamı x’e eşittir. Bir tanesi değiştiğinde o kişi de değişmiş olur haliyle. Değişmemiz için bir saniye bile yetebilir. Bu durumu daha iyi kavramak ve yazının başlığının yerini bulmasını sağlamak için benim beş yıl sonraki kendimle, dün gece olan bir sohbetimi inceleyeceğiz.

Konuşma

04 Nisan 10

Akşamüstü odama girdiğimde karşımda kendim duruyor. 8,5 saniyenin içinden uzun bir süre “İşte sonunda birisi şekil değiştirme özelliği kazanmış” diye düşündüm. Kalan kısmıyla şöyle düşündüm “İşte sonunda insan klonlaması başlamış.” Tabii bu düşüncelerin içinde “Neden beni klonlasınlar ki?” şeklinde ve benzeri ikincil düşünceler de geçmiyor değil. Tam zamanda yolculuk olasılığını düşünmeye başladığımda nihayet konuşuyor.

“Murat” diyor. “Ben 5 yıl sonraki senim. Bana sadece bir tane evet/hayır sorusu sorma hakkın var. Cevap verdikten sonra gideceğim. Bu soruya cevap vermenin dışında artık konuşamam.”

Bunları söyledikten sonra susuyor. Kendisine bir sandalye çektikten sonra oturup beni izlemeye başlıyor. Aklımda; kötü arkadaş şakası, kamera şakası, halisünasyon, rüya, psikoloji deneyi, zehirlenme gibi olasılıklar var. Kusmak istiyorum.

“Bunun bir düzmece olmadığını nereden anlayacağım” diyorum. 

Susuyor ve beni izlemeye devam ediyor. Yüz ifadesinde bir değişiklik yok. Ayağa kalkıp omzundaki beni gösteriyor. Bendekinin aynısı. Sonra yerine oturuyor. Sanırım inanıyorum. Bir süre ben de onu izliyorum. Yavaş yavaş komplo teorileri buzlu camın arkasında kalmışlar gibi bulanıklaşıyorlar. Gerçek olmaması halini artık düşünmeyerek kendimi bu ana bırakıyorum. Ancak hala 5 yıl sonraki kendimin yüzüne bakamıyorum. Kendinizi izlerken kendinizin sizin yansıma hareketlerinizi yapmaması gerçekten çok ilginç bir durum. Yıllardır aynalara bakmaktan olsa gerek kendimi dışarıdan izlemeye alışık değilim. Hoş biraz değişmişim, o ana kadar kendimi incelemediğimi fark ediyorum. Saçlarım biraz daha seyrek, bakışlarım sertleşmiş, sesim toklaşmış, oturuşum değişmemiş, hoşuma gidiyor beş yıl sonraki halim.

Yavaş yavaş duruma adapte oluyorum. Bir tane evet/hayır sorusu. Düşünüyorum, çok zor, sorulacak çok şey var, ama neredeyse hiçbiri evet/hayır sorusu değil. Bir kısmı evet/hayır sorusu olsa bile cevapla yetinmek çok güç. Ne demeli?

Beş yıl sonraki halim bu olsa birkaç gün soru sormazdım herhalde


“Aklımda tonlarca soru var abi” diyorum. Kendime abi diyerek dünyada yaşayabileceğim en ilginç anı yaşıyorum. Kafamda ki soruların çoğu zamanda nasıl yolculuk yaptığıyla ilgili. En gereksiz sorular gerçekten en fazla kafamı kurcalıyor.

Bakışlarını benden kaçırıyor. "Bir" yapıyor işaret parmağını havaya kaldırarak. Kafam biraz daha hızlı çalışmaya başlıyor, gereksiz detayları attım kafamdan, kendimi iyiden iyiye bıraktım bu konuşmaya, bu saatten sonra yalan veya gerçek fark etmiyor.

“Hep daha mutlu olmaya çalışıyorum. Mutlu olup olmadığıma dair bir soru sorabilirim” diyorum.
Aynı ifadesiz bakış, sanırım beni herhangi bir şekilde yönlendirmemeye çalışıyor.

“Sana herhangi bir soru sorduğumda dürüst olacağına dair herhangi bir şey söylemedin. O halde yalan da söyleyebilirsin. Eğer sana mutluluğumla ilgili bir soru sorarsam. Mutluysan ‘evet’ diyeceksin, mutsuzsan belki de hayatımın kötü etkilenmemesi için yine de ‘evet’ diyeceksin. Ama ben senden ‘evet’ cevabı aldığım için mutlu olmaya çalışacağım sürekli ve mutlu olmam gerektiğini hissettiğim, mükemmeli aradığım için yine mutsuz olacağım. Değişen bir şey yok. Eğer mutsuzsan, bir şeyleri değiştirmem için ‘hayır’ diyebilirsin. Ama ben bir şeyleri değiştiremeyeceğim için yine mutsuz olacağım. Zamanda yolculuk yapabildiğine göre, zaman düz bir doğru. O halde değişmeyecektir. Mutlu olup da ‘hayır’ demezsin diye düşünüyorum, eğer kendimi biraz tanımışsam. Dersen de zaten yine mutsuz olurum. Demektir ki ben bu soruyu sorduğum zaman mutsuz olacağım, cevabından çok etkilenebilirim. Bu soruyu sormayacağım.” 

Bu duruma ısınmaya başlıyorum.Karşımdakinin yüz ifadesi hala değişmedi. Biraz rahatsız oldum. Aklımda hala sorular uçuşuyor.

“Çok detaylı şeyler sorabilirim. Mesela hiç âşık olup olmadığıma dair, ama bunun cevabı diğerinin aksine hiçbir şekilde hayatımı etkilemeyecektir. Issız bir adaya düşmediğim sürece illaki birine aşık olacağım. Platonik veya değil bu değişmeyecek. Hatta ıssız adaya düşsem bile, denize falan aşık olurum.” Şizofren gibi hissetmeye başladım. Kendi kendime espri yapıyorum.

Hala yüz ifadesinde bir değişiklik yok. Bari esprime güleydin.

“Mesela şu an ki yaşamını özleyip özlemediğine dair bir soru sorabilirim. Ama bu da elbette çok saçma olacak, tabii ki özlüyorsun, daha az sorumluluk var, sevdiğin herkese daha yakınsın. Cevabın yine evet olacak.”

Susuyor. Soru sormamaya özen gösteriyorum. Hiçbir cümlemde evet veya hayır diyebileceği soru yok.

“Amaçlarına ulaşıp ulaşmadığını sorabilirim, ama şu anki amaçlarım senin zamanında ya çok önemsizler, ya da şu anda başka amaçların olduğu için soruya yanlış cevap verebilirsin.”

Bu şekilde birkaç soruyu daha, gereksiz olduğundan veya beni kötü etkileyeceğinden çürütüyorum.

“Burada asıl problem hayatımın ne derece etkilenmesine müsamaha gösterebilirim. Soracağım soru…” derken birden aklımda bir ışık çakıyor. Zaman doğrusaldır diye kendim söylememe rağmen bunu fark etmemiştim.

“Sen” diyorum “yani ben” heyecanlanıyorum. “Bunu daha önceden yaşadın, ama bu sefer soruyu soran sendin” diyorum “yani ben.” Bunu nasıl daha önceden düşünemedim. “Yani” diyorum “sen bu soruyu ve cevabını önceden biliyorsun.” Düşünceler kafamdan ışık hızıyla geçiyor, domino taşları gibi biri diğerini tetikliyor adeta. Bu döngünün zamanın dışında kaç kez gerçekleştiğini düşünmeye çalıştıkça midem bulanıyor. “Görüyorum ki, sen sorduğun sorudan sonra, yani ben, çok da değişmemişsin. O halde soracağım sorunun önemi nedir ki? İfadesizliğinden de bunun gayet sıkıcı olduğunu düşündüğün anlaşılıyor. Paralel evrenlerdeki bütün Muratların yükünü kaldıramam ben. Hem hayatımı ne kadar etkileyebilirsin ki?”

Konuşmamakta ısrarcı. Kararımı verdim. En sonunda sorumu soracağım. Gitmesini istiyorum.

“Gitmek istiyor musun?”
“Evet!” Sesi isyankâr gibi çıkıyor. Sonrasında gözden kayboluyor. Bitti.

05 Nisan 10

Murat ertesi sabah uyandığında bu konuşmaya dair hiçbir şey hatırlamıyor. Hayatına kaldığı yerden devam ediyor.

04 Nisan 15

Nihayet konuşma bitti. Bunu daha fazla kaldıramazdım. 5 yıl öncesinde nasıl bu kadar ukala ve kendini beğenmiş bir insanmışım hayret ettim. Kendime o kadar çok güvenmişim ve aynı zamanda güvenmemişim ki. Kendimden bile bir şey öğrenmeye yanaşmıyorum. Bugüne kadar hayatımda çok yanlış adımlar attım. Bunları engellemek ve 5 yıl önceki kendimi daha iyi bir yola sokmak için türlü ayarlamalar yaptım(bu ayarlamalar başka bir maceranın konusu, henüz yaşanmamış bir maceranın). Ama bu kadar bencil olduğumu bilseydim zahmete bile girmezdim. Nasıl da sanki ona oyun oynuyormuşum gibi verebileceğim cevaplar üzerinden çıkarımlar yaptı ve nasıl da hiçbir şey öğrenmeyerek bu konuşmayı bitirdi. Hele tüm bunların daha önce yaşandığı üzerine olan düşüncesi... Şimdi daha net hatırlıyorum, 5 yıl önce bu akşamı hiç hatırlamıyordum, hatta ertesi gününde ‘hiç alkol falan olmadan nasıl böyle oldum?’ diye kendime sormuştum. Zaten sabah kalktığımda bu konuşmayı hatırlıyor olsaydım bile hayatımda hiçbir şey değişmemiş olacaktı, çünkü hiçbir şekilde bir şey öğrenmeye yanaşmamışım. Ama artık daha net görüyorum, bu konuşma 5 yıl önceki kendime bir çeki düzen vermek için değildi. Şu anki kendime bir çeki düzen vermem içindi. Artık herkesten ve her şeyden bir şeyler öğrenebileceğimin farkındayım. 5 yıl önceki Murattan bir şey öğrenemeyeceğimi düşünüyordum, ama şimdi daha iyi görüyorum ki ondan bile bir şeyler öğrenebilirmişim. 5 yıl önceki kendimden bir şeyler öğrenemeyeceğimi düşünürken bile aslında aynı ukalalığı üzerimde taşıyormuşum. Silkinip kendime gelmem gerek. Her insan hata yapabilirmiş cidden, ama böyle bir fırsatı kaçırmak düpedüz dangalaklık. Neyse bir duş alayım.

Sonuç

Buradan da anlayabildiğimiz gibi, bir insan cidden bambaşka bir insan olabiliyor. Hikâyemizdeki Murat, yani ben, 5 yıl zarfında çok az değişmişti. Ama 5 yıl önceki Murat ile yaptığı konuşmadan sonra, o gece olağanüstü bir değişim geçirdi. En başta değindiğimiz teoriye şunu ekleyebiliriz. Bir insanın kendini tanımlaması artık x=x değildir. Farklı bir zaman diliminden olan 5 yıl sonraki Murat'ın tanımlaması da artık x=y+z+a+b… değişkenlerine eklenen yeni bir tanımlamadır. Tüm bu değişkenleri kısmen kavrayan 5 yıl sonraki Murat'a x1 dersek. x1 kısmen x'e eşittir diyebiliriz. Zamanda yolculuk olduğu zaman insanların kendilerine olan borçlarını ödeme fırsatı doğar. Bu borç kendilerini tanımasıdır.



Not1: Bazı yazım hatalarını düzeltmek dışında olduğu gibi koydum. Niye gaza gelip yazdığımı hatırlamıyorum ama o zamanlar hayattaki tek amacım insanlara değişik sorular sormaktı. Bu sorulardan birisi de "5 yıl sonraki kendin gelse ona ne sorardın?" gibi bir şeydi. O soruya aldığım cevaplardan derledim akla ilk gelen soruları. Biliyorum mülakat sorusu aslında, ama hoşuma giden bir kurguya dönüştü. "5 yıl sonra kendinizi nerede görüyorsunuz?" gibi sıkıcı değil. 

Not2: Senelerdir ısrarla düzeltmediğim yazım hatası "domino taşları" yerine "dinamo taşları" dememdi. Sonra pizza yiye yiye bu hatamı düzelttim.

Not3: 2 seneden az kaldı zamanda yolculuk yapmama. Hadi hayırlısı