3 Şubat 2014 Pazartesi

Moral Bozukluğu ve 31

Bugün akıllı telefonumu kurcalarken başıma çok acayip bir şey geldi sevgili okur. Abim madden zengin ve abiliği pahalı oyuncak almak zanneden biri olduğu için bana az kullanılmış bir iphone 5 hediye etti. Ben de yaklaşık 5 senedir uzaktan izlediğim bu akıllı telefonlardan biriyle başbaşa kalmış bulundum. Başlarda fazla konuşmadık, merhaba merhabalaştık sadece. O biri aramışsa söylüyordu, ben de kısa bir teşekkür edasında onu hemen cebime koyuyordum. Henüz bu telefonu masaya koyma kültürünü bile edinmemiştim. Eski tuşlu telefonumdan gizliden gizliye utanıyor muydum neydim?

Eski telefonum aptaldı belki evet, ama mutluyduk beraber. İhtiyaçları çok azdı (haftada bir şarj ediyordum) ve hayvanlar gibi sevişiyorduk (tuşlu telefonla mesaj yazmanın çile olduğunu söyleyen, kadim güçler tarafından gönderilmiş kitapları okuyan, okurlarımız bilir. Teknolojinin orta çağı diye geçen, 160 karakter başına 2 kontör cezalandırılan bu nesil, teknolojiyi övmeyi kendisine bir borç bilir). Bu yeni telefon ise sanki victoria’s secret mankeniymişçesine izlenilmeyi arzu ediyor, ufak okşayışlarla ruhu şaad olsun istiyordu.

Kadim dostlarımdan birine başvurdum. Kendisi yaklaşık 4 senedir bu ve benzeri telefonlarla çıkmış, ayrılmış veya onları kırmıştır. Bu serüven dolu geçmişinden edindiği tecrübelerle,  telefonumla aramdaki soğukluğu aşmada bana yardımcı olması için kendisini ikna ettim. Bana bir takım çok güzel aplikasyonlar yükletti. Tinder adındaki bir tanesi: yakınınızda bulunan ve tanımadığınız kadınları anonim olarak beğenmenizi sağlıyor, onlar da sizi beğenirse aranızda bir chat başlatıyor. Get down adındaki bir ötekisiyse: facebook’tan tanıdığınız, buluşmak ve sevişmek istediğiniz insanları yine anonim olarak belirtmenizi sağlıyor ve yine karşılık alırsanız ikinize birden “hadi sevişin” diye mesaj atıyor. Devletin “3 çocuk” adındaki bir uygulamasını ise pas geçtik.

İnsan arada bir canı sıkıldıkça bakıyor ve insanın sanki bir top model defilesinde jüriymişçesine seçicileşmesine neden oluyor. Sanki seçtikleri kadınlar tarih boyunca “dünyanın en güzel genleri” olarak anılacak. Böyle bir ciddiyete bürünmek içinse insan ister istemez o kadını ne kadar arzuladığını ölçerek bu işe giriyor. Zamanlamanın manidar olduğu bir şekilde, erkeklik organımı (yerini düzeltmek gibi masumane bir niyetle) okşarken pek de bilinçli olmadan bir yandan bu uygulamalara bir göz atıyorum. Arzularımı ölçmeye yarayan organımın ufak ufak kanlandığına şahit olmak beni şaşırtıyor. Bu güzellik yarışması jürisi işimi daha bir ciddiyetle yapmaya başlıyorum. Daha şiddetli bir şekilde arzularımı ölçmek için hızla masturbasyonun kapılarını aralıyorum. Çiftleşme arzusuyla yanıp tutuşan hormonlarım işini doğru düzgün yaparken bir anda korkuyla sarsılıyorum (!). Ya bir yerde gizli kamera varsa? Gerçekten varsa ve karanlık güçler tarafından bana şantaj yapılacaksa bu konuda, tez elden yapsınlar. Yıllar sonra ben unutmuşken değil, bu utancı hala taşıyorken yapsınlar.

Efendim iki saniye düşünün, bu pozisyonda sizi izliyor dünya. Bana “sen de ne hayvamışsın arkadaş” demeyi bitirdiyseniz, samimi bir şekilde bu pozisyonda düşünün kendinizi. İçinizde barındırdığınız bu hayvanla ne kadar barışık olduğunuzla ters orantılı olarak utanacaksınız. Ama inanın ben bu durumdan utanmayacak insan evladı bilmiyorum. Cinselliğimizi özgürce yaşayamamıza sebep olanlara lanet olsun.