22 Ocak 2014 Çarşamba

DSSÇA

Merhabalar. İspanya’ya tatile gittiğim için uzun zamandır burayla ilgilenemedim ama seyahatim sırasında karşılaştığım ilginç şeyleri sürekli defterime not aldım. Size bu yazımda bir İspanyol mitinden bahsetmek istiyorum. Evet evet, doğru tahmin ettiniz, 72 milletin dilinden düşmeyen, kadim güçler tarafından bile cevabı bulunamayan bir hayaletin takibindeydim. Dışarı sadece sıçmaya çıkan adam. Yaygınca bilinen adı “The hombre who goes seulement to scheiße.” Tüm avrupaya nam salmış bu azılı kahramanımızın izini sürmek için çektiğim çilelerin sadece bir kısmından bahsedeceğim.

Öncelikli adımım dışarı sadece sıçmaya çıkan adamın psikolojisini anlamak. Bir insan neden dışarı sadece sıçmaya çıkar? Evinde tualet olmadığı için mi? Yoksa bu öylesine kendini beğenmiş bir insan ki bokunu diğer insanların ciğerlerine çekmesini gerekli mi görüyor? Öyleyse neden bir ninja kıvamında kimse tarafından duyulmuyor? “İşte bu benim bokum” diye böbürlenmesi gerekmez mi? Bu adamın sadece kokusunu duyabiliyorsunuz. Bir kere kokuyu aldığınız zaman adamın işini bitirdiğini ve çekip gittiğini anlıyorsunuz. İspanya’da kaç tane dükkan sırf bu adam yüzünden restorasyona girmek zorunda kaldı. Starbucks’lar artık tuvalet şifrelerini müşterileriyle paylaşmamaya başladı. Zaten çizgiyi burada aştı DSSÇA. Benim starbaksa başka bir niyetle girdiğim görülmemiştir. Bu işin sonunu bırakmayacağım.

Bana '20 sene sonra doğsaydın sıçmaya bilgisayarla gidecektin' deseler
'Bilgisayar ne ya?' derdim

Kilit birtakım insanlara rüşvet vererek DSSÇA’nın eski bir arkadaşını buluyorum. Başlıyor anlatmaya.

- Sayısız farklı isim kullandığını duydum... Bilemiyorum... Tanışık olduğumuz dönem Saul ismini kullanıyordu...
- O zamanlar da dışarı sadece sıçmaya mı çıkıyordu?
- Bilmiyorum whatsapp’tan konuşuyorduk sadece... Çok yalnız olduğum bir dönem rasgele bir numaraya mesaj atmıştım. Bana DSSÇA olduğunu söyledi.
- Whatsapp mı? Sene 2012 mi abi? Whatsapp mı kaldı? Şimdi herkes viber’da.
- Sene 2012’den bahsediyorum abi zaten
- Hea. Ok o zaman. Peki nasıl inandın bu adamın DSSÇA olduğuna?
- Bana sıçacağı yerleri önceden söylüyordu. Bir sonraki gün gazetede aynı sıçılmış yerleri görünce şok oluyordum.
- Sonra ne oldu?
- Sonra görüşmeyi bıraktık. Bir rivayete göre DSSÇA’nın hemen arkasından sıçmaya gidersen onunla telepatik bir ilişki kurabiliyormuşsun.

İşte bu yeni bilgi çok şaşırtıcıydı. Artık elimde bir ipucu vardı ve bu işin peşini bırakmamaya kararlıydım. DSSÇA haberlerini takip ediyordum sadece. Eğer öyle bir haber görürsem apar topar dışarı çıkıp onun gittiği tualete gidiyordum. İlk birkaç denememde inanılmaz zorlandım. DSSÇA’nın burunlara durgunluk veren bir tarafı vardı. İspanya’da kime söylerseniz, tırsmasının sebebini şimdi daha iyi anlıyorum. Sonuçta insanlar burunlarının kokuyla dolmasındansa gözlerinin korkuyla dolmasını tercih ediyorlardı.

Günler günleri, haftalar haftaları kovaladı. Defalarca onun peşinden sıçmama rağmen o meşum aydınlanmayı henüz yaşayamamıştım. Bir elim haber sitelerinde, her gün heyecanla yeni vukuatını bekler olmuştum. Saymayı unuttuğum sıçmalardan sonra bir gün inanılmaz bir şey oldu. Klozete oturmuş gazetemi okurken bir ses duydum. “Merhaba yabancı. Kim olduğumu çoktan biliyorsun. Hani Batman’in ikinci filmi vardı ya. Baya efsane değil miydi? Neyse... Orda Harvey Dent’in lafını hatırla lütfen. ‘You either die a hero or you live long enough to see yourself become the villain.’”

Lanet olası piç kurusu beni kıskıvrak yakalamıştı. Bu adamı yakalayacağım diye günlerdir dışarı sadece sıçmaya çıkıyordum.

Lanet üzerime kalmıştı...


Not: İspanya halkından, verdiğim rahatsızlıktan dolayı özür diliyorum.