10 Kasım 2013 Pazar

Birayla Bir Ay Geçer mi?

Bak ne buldum sabah sabah, eskiymiş gerçi ama olsun bilmiyorsundur belki. Ayrıca hemen çok güzel bir şarkı paylaşayım senle. Sabret ve dinle, çok güzel bir saksafon solosu seni bekliyor.


Sana da olmuyor mu bazen, sahnede yapacağın bir esprinin birebir aynısının karikatür versiyonunu görüyorsun. Resmen bütün hevesin kaçıyor o espriyi yapmak konusunda. Birebir aynısı lan. Gerçi seviniyorsun da bir yandan, önceden yakaladığın için o espriyi.

Bir kızın kıvrımlarına bakarken fotoğrafımın çekilmesi en büyük korkularımdan biri oldu. Gerçekten gün içinde çok yakaladığın güzellikler olmuyor, ve yakaladığın anda da etrafta bir kayıt makinesi var mı diye kontrol edemiyorsun. Ama artık kesin vardır şeklinde hareket etmek lazım, bilgisayardaki webcam'den bile geriliyorum lan. Tabii ki kendime vakit ayırdığım anlarda geriliyorum

Geçen gün sahne aldım 10 dakika Volkan Kantoğlu'ndan önce.

Bunları bir ay önce dedim resmen. 10 ekimde yaşanmıştı bu sevgili okur. Arayı kapatmak için hayatımı anlatmak istiyorum sana. Ortaya kaliteli bir ürün koyma merakım yüzünden yazamıyordum sana. Ortalıkta çok kaliteli mizah yazıları var ve bunlar beni kısım kısım kıskandırıyor. Blog yazıyorum lan, neden kaliteli bir ürün ortaya koymaya çalışayım ki diye düşünmeden edemiyorum. Sonuçta benim de sorunlarım var, ben de ben yalnızken kimse sevişmesin istiyorum.

Evet, 10 dakika sahne aldım. Aslında pek keyifliydi, benim için çok eğlenceliydi. Şık diye geçti o 10 dakika. (Ya al paylaşayım senle, senden mi sakınıcam sevgili okuyan kesim). Sonra tekrar sahneye çıkmadım. Bir ay geçti resmen, ama yeni bir şey yazmadığım ve aynı 10 dakikayı sergileyeceğim için çok sıkıntı, daraltı yaşadım bu hususta. Hatta bu iş biraz da beni tembelliğe sevk etti. Tembellik. Benim en büyük günahlarımdan biri, daha önce farklı bir şey olduğunu iddia etmiş olabilirim. Özür diliyorum.

5 gün önce, salı günü falan. Serkan Yılmaz'ın önünde 10 dakika çıkacaktım tekrar old city comedy club sahnesinde. Ama bir gittim 10 dakika kala, 2 kişi var lan sadece. Ben de çalışmadığım, eşeklik edip tembelliğe vurduğum için iyicene gerildim. Zaten daha çok ekmek yemem lazım, o kadar çok eksiğim var ki dedim. Nasıl olsa zorlayan yok ya, kaçtım o gün sahneden sevgili gözleri satır okurken öpülesice, resmen topuklarım götüme vura vura kaçtım. Sonra aslında bu işin ne kadar zor bir iş olduğuna başkalarını ikna ederken buldum kendimi. Kendim çünkü senelerin aşındıramadığı bir denyo ve dev bir yalancı olduğum için, asla ikna olmuyordum. Suçlunun kendim olduğunu bile bile ancak böyle yaşayabilirim, bir de oyun oynayarak.

Çılgınlar gibi bilgisayar oynadım sevgili okurcagil. Arkham Origins diye bir oyun çıkarmışlar sağolsunlar. Bu Arkham serisinin hastası olduğum için ona sardırdım, hatta eski diğer iki oyunu da, sevdiğin bir kitabı tekrar okumak gibi, tekrar oynadım. Bu sırada tabii ki beynim patatese döndü. "Ben eskiden nasıl düşünüyordum lan?" noktasına geldim. Uğraştığım çok az iş var ama bunların bana öğrettiği bir şeyi sana tavsiye babında aktarmak istiyorum.

Sahnede "sahnedeki adam"dan bahsetmek itici duruyor. Ancak sahne ile ilgili bir ders vermiyorsan. Yazarken, yazmak hakkında yazmak da aynı zamanda ucuza kaçmak oluyor. Yazar arkadaşlara tavsiyedir (evet ben de yapıyorum bazen, ama blog yazıyorum dediğim gibi. Kaliteli olmak isterim tabii ki ama, ucuzcu yetiştirildik, orası ayrı). Aynı şekilde düşünmek hakkında da düşünmeyin arkadaşlar. Yoksa benim gibi boka sararsınız.

Zaten düşünen insanlarsınız, anın tadını çıkarın.

Ayrıca,"kızlı erkekli kalmayın" diyeceğine "korunmadan sevişmeyin" diyen bir başbakanımız olsa keşke dilekleriyle konuşmamı kapatıyorum.