30 Aralık 2013 Pazartesi

Figüran

Dizi piyasasının sessiz kahramanlarıyla, figüranlarla, iki set arası sigara molasındayız. Figürlerden biri “Anlatılanları anlamıyor rolünü nasıl yaptım ama?” diye sordu. “İnsanın kendini oynaması gerçekten çok zor” dedim çocuğa. Apışıp kaldı. Beni haklı çıkardı yani.

Figüranlığın sonu yok. Gerçek hayatta yapmayacağın işleri yaptırıyorlar sana. Normalde bir işçinin yevmiyesi 50 lira. Koy bir kamera, “Kardeşim sen bugün işçiyi oynayacaksın, rol icabı şuraları vidala” de, 30 liraya aynı işi yaptırabiliyorsun. Şaka gibi ama gerçek. Ucuz işçiden daha ucuz. Bir çok insan da bunu yapmaya meyilli, çünkü gün gelecek ve ‘biri onları keşfedecek.’ Kameraya daha yakın durursa ünlülüğe bir adım daha yaklaşacağını zanneden insanlarla dolu ortalık.

Ben mi? Ben işin eğlencesindeyim. Bir bar sahnesi çekimi olur, kızlarla tanışırım, olaylar gelişir. Bunun peşindeyim. Gerçek bara gittiğimde kızlarla tanışamıyorum çünkü. Ama insanın her istediği olmuyor bu hayatta. Şansıma Osmanlı dizisi denk geldi. Full erkek. Bir haremağası rolü verselerdi bari. Ola ola yeniçeri olduk. Durup dururken askere gitmiş oldum yani. Ya bari yönetmen kadın olsaydı. Libidom sayesinde kendimi gösterirdim belki. Ünlülük hayalleri beni de sarıyor. Yolda insanlar durduracak “Aaa bu Muhteşem Yüzyıl’ın 120.bölümünün 52. dakikasının 17.saniyesinde görünen yeniçeri değil mi? Merhaba, çok güzel koşmuştunuz o bölüm. Sanatçı olmak nasıl bir his?” Bu tarz sorular soracaklar bana.
 
"Kim bu muhteşem figüran? Hemen odama yollayın!"
Derken Kenan İmirzalıoğlu’yla kaynaşmaya çalışan set çaycısına takılıyor gözlerim. “Abi ne güzel bağırdın be adama, keh keh” diyor. Adamın senaryo gereği yaptığı kabadayılığı övüyor. Defalarca aynı sahneyi çekmeye çalışıyoruz. Bunun bir rol olduğunu anlayacak süresi boldu aslında. Ben Kenanımın yerinde olsam (samimiyete gel) basardım tokadı “Rol yapıyorum lan! ‘Heeyt’ diye bağır yazıyor senaryoda. Ya ne yapacağıdım” diye bağırırdım. Gerçi bu yalaka çaycı yine de överdi “Abi gene güzel bağırdın” diyerekten. Figüranlık da yapıyor çaycı, ama yine çaycıyı oynuyor. Ünlülük onu bozmuyor yani.

Sigaramı karizma bir şekilde fırlatarak bunların yanına gidiyorum. Çaycıyı safdışı bırakarak Kenan’ın koluna giriyorum.

-          Seni çok darlıyorlar be haceliz... Al yak bir tane. Diye pakedi uzatıyorum.
-          Yok ben kullanmıyorum sağol.
-          Ya bu senin sevdiğinden. Komikli sigara, dalga, gogo, cey
-          Ne?!?
-          Yav CD işte. Sen öyle demişsin polis raporlarına göre. “Abi CD getir” gibisinden.
-          Vallaha mı? Fişekle bakali.
-          Ulan iki saniyede jargonun değişti ha. Ne adamsın... Şşt, tamam çok körükledin

Böyle böyle placebo etkisiyle kafaladım Kenan’ı. Ben buna bir dayı taklidi yaptım “Yeğeeeeen” diyerekten. Adam resmen gülme krizine girdi. “Yapma oğlum, sahnem var” falan demeye başladı artık. Resmen benim insafıma kaldı herif. Daha Stv’de oynamış mı onu soracaktım. Ama “Tamam lan, hadi git oyna sahneni” diyerek sırtına vurdum. Oğlumu gerdeğe yolluyormuşum gibi hissettim. Set çaycısının yanına gittim. “Ver bir çay” diye nispet yaptım emir verme tonunda. Hasetten çatladı resmen. Tabii lan, çayla oyuncu mu kandırılır?

Sonra Kenan’dan çatlak bir ses geldi “Heeeeeeytehehhehheh.”