2 Aralık 2013 Pazartesi

Televizyonda Sabah Kuşağı

Şimdi sevgili okur, sizle önce komik bir şey paylaşayım ki sonra bana daha kolay gülün.

Sabahları 5'te uyanıyorum bir kaç gündür. Neden yapıyorum bilmiyorum ama durup dururken alışkanlık edindim, gece 12'de bayılıyorum falan. Erken uyumak değil, erken uyanmak beni yaşlı hissettirdi asıl. Çünkü tam yaşlıların uyandığı saatler. Tamam güneşin doğuşunu izlemek falan güzel şeyler bunlar ama televizyon ağzına sıçıyor resmen. Doktorlar çıkıyor yok şöyle oturma yok şunları kesinlikle yeme. Lan dur bir saniye, daha ayılamadım, akşamdan kalmayım, sen bana sağlık diyorsun. Akşamdan kalmalığı falan düşünürken Stv'yi açıyorum mütemadiyen. Çünkü benim bütün mizahım Stv'den geliyor. Bir komedyen inceliğinden yoksun olduğumdan mıdır nedir, Stv beni çok eğlendiriyor.

Akşamdan kalma falan demişken, taksimde içip içip sabahlamalarımdan tanışıklığım olan bir adam var. Kendisi sabaha kadar içmesine, hatta 35 civarı yaşlarda olmasına rağmen bizlerden daha enerjik birisi. İlginç de bir tip bir yandan. Ulan herifi Stv dizisinde gördüm sabah sabah. Hiç güleceğim yoktu. Sen sabaha kadar biraz felsefik biraz piçimsi ağızlar yap, inanılmaz rahat bir adam izlenimi ver, sonra gel Stv'de vur ensesine al lokmasını saflığında bir adamı oyna. Stv iyi adamlarının en önemli sahnesi olan "son sığınak beddua" oyunculuğu da çok güzeldi gerçekten. Stv filmlerinin belli bir algoritması var. Ağır ağır konuyu işler, ufak ufak climax yapar, aşırı kötü adam kötülüğe doyamaz (ama çay içer), sonra bedduayla ulti yer ve anlarsın: Birazdan film, bir Guy Ritchie filmi edasında, abuk subuk olaylar örgüsüyle o bedduanın gerçekleşmesini sağlayacaktır.
"Hacı (!) makarayı kes. Geçen yine abdest alıyorum..."

Bunun dışında ağzım yüzüm dershane oldu. "Dershaneler kapatılırsa biz ne yaparız?" diye ağlayan teyzeler vardı. Adamların habercilik anlayışı da filmleri gibi.

Ama gerçekten bu gündem mevzusunda aklıma takılan bir durum var. Bizim gündem neden magazin gibi lan? Türkiye'de resmen popçunun, artisin reklam değeri kalmadı. Zaytung derinlemesine taşak geçmiş bu durumla, o yüzden konuyu çok kapsamlı düşünmedim. Ama zengin insanların savaşını bize de yaşatıyorlar lan zorla. Ben bir fikir belirtsem bile günün sonunda hiçbir kazancım olmuyor, bana hiçbir yararı olmuyor. Ev geçindirmekte bile zorlanan adam "Bence de dershaneler kapatılsın" diyor. Hacı ne yoruyorsunuz bu adamları?

Bunun dışında başbakan'ın "ulan" demesi bile gündem oluşturmaya yetti. Hani gezi olaylarında öğrenmiştik fake gündemleri görmezden gelmeyi. Bu sefer "alın bu hafta bunu tartışın" bile demedi, resmen mallık bizde. Biz böyle yaptıkça "İnsanlar bende sorun bulmaya çalışıyorlar, demek ki saldıracak bir şey bulamıyorlar" şeklinde daha cüretkar oluyor. Gezi olayları esnasında "Erdoğan'ın cevap verme algoritması" şeklinde bir yazı yayınlamıştı bobiler kurucusu. Biz hala kelimelere takılıyoruz.

Neyse, hepimizin ortak düşmanı para aslında. Bunu bir kişisel gelişim kitabından kopmuş gibi olmadan nasıl anlatırım bilmiyorum ama deneyeceğim. Samimiyet üzerine konuşacağız.