1 Ağustos 2013 Perşembe

Sen yokken güldürene sarıldım

Merhaba amcaoğlu,

Babuş, kaç gündür yalnız kalamadım biliyor musun? Yalnız kalmadıkça senin başına oturamıyorum. Hayır zaten kimse okumuyor, bari yazarken de okumasın di mi? Zaten ben bir şey yazarken birinin izlemesine hala alışık değilim. Biri izlerken birçok şey yapabilirim. Biri izlerken, sıçabilirim, uyuyabilirim, yemek yiyebilirim, şarkı söyleyebilirim. İzleyenin gözlerinin içine baka baka 31 çekebilirim, ama yazı yazamam.

Geçen günlerde çok şey yaşandı sevgili günlük, (Günlük lafı hep kafamı karıştırır. Günlük yazmak için her gün yazmak gerekiyor öyle değil mi? Ama bir kaç günde bir yazıyorsam, birkaçgünlük desem daha hayırlı olmaz mı? Ya da haftalık amınasiçikiiiim) burada başımdan geçen şeylerden de bahsediyorum ama kimse okumadığı için insanlara bir de ağızdan anlatıyorum yaşadıklarımı keriz gibi. Ama müzik öğretmeninin evinde kedinin kafasına şeyimi sürttürme hikayesine "Korundun mu?" diye tepki aldım. İşte ona çok güldüm.
"Çok güldüysen katanamın tadına bakacaksın köpek"

Yaşanan şeylerden birisi, bizim 3 silahşörü toplayıp (Komedyen, Şaklaban, Soytarı) saatler boyunca yaptığımız güldürenköy gezisiydi. Uykusuzluğun üstüne o kadar çok güldürenus takılınca insan mala bağlıyormuş hakikaten. Ya bizim şaklaban, ağızda toplanmış göçmen bakteriler kıraathanesinde oturan ve kafasına göze gidip lenste üremeyi koymuş bir bakterinin taklidini yaptı, sana o kadar diyeyim. Bunların ardından, çılgınlar gibi, güldürenköye yeni bir tur ayarlamanın peşindeyiz. Şoförümüz hazır, ama otobüs (boş ev) bulamadık. Beni takip eden varsa çağırsın lütfen bu akşam. Ahaha, biliyorum yoksun amk. Ama varsan ve "Ya şimdi yabancı insanları mı çağıracağım gül gibi evime" diye düşünürsen, evet haklısın. Evet tuvaletine fazladan 3 kişi sıçacak, evet yeri gelecek neye güldüğümüzü anlamayacaksın, ama inan çok samimi insanlarız. Neden samimiyiz biliyor musun? Çünkü biz bu özelliğin değerli olduğunu biliyoruz. Çünkü hayatlarımızın bir noktasında hepimiz samimiyetimizi topyekün kaybetmek zorunda kaldık. Sıfırdan bunu inşaa etmek zorunda kaldık, o yüzden kolay elde edilen bir şey olmadığının farkındayız. Ama gay değiliz. Ama benim gay arkadaşım da var, yanlış anlama.

En önemlisi Mimarla buluştum. Öyle bir konuşma yaptı ki kalbim sıkıştı. Aşka, sevgiye verdiğim son bir damla ihtimali kaybettim. İçerilerde gizli olan ve rol yapmadan, samimice sevebilen kısmım elimden kaydı. Yaşadığım acının yanı sıra kalbimin taşlaştığını hissettim. "Bana yetti, ben sıkıldım bir daha görüşmeyelim" dedi. En azından bu ayarda şeyler söyledi, ben öyle hissettim. Zaten hepi topu bir gün daha görüşeceğiz, onu da istemiyordu. "Ne gerek var?" dedi. Sonra "İyi bari bu mekandan kalkınca, vedalaşalım" dedim. Tuvalete girdi, ben de hesabı ödedikten sonra tuvalete girdim. Çıktığımda yoktu, kapının önüne çıktım orada da yoktu. Belki mekanda görememişimdir diye 4 kat gerisingeri yukarı çıktım, yine yoktu. Çok kırılmıştım, bu kadar mı istemiyordu yani. Resmen çekip gitmişti. Nereye yürüyeceğimi kestiremedim. Taksimde çok fazla içip, inanılmaz patates olduktan sonra, eve giden otobüse yürürken çektiğim çileye benzettim. En azından bu benzetmede gideceğin bir otobüs, gideceğin bir ev, ve seni iyileştirecek bir uyku var. Ama o anda öyle çaresiz hissettim ki gururumu ayaklar altına alıp telefona sarıldım.
Çok param olunca sana da uğrayacağım Zanzibar

Sonra bir sahne geçiyor kafamda, tekrar sarılıyoruz, tekrar onun sıcaklığını hissediyorum. Tekrar öpüşüyoruz, çok rahatlıyoruz. Bir sürü duygu aynı anda yaşanıyor, kırgınlık, pişmanlık, kızgınlık, sevgi, sıcaklık, sonsuzluk. Tam o sırada bir kadın geliyor... ve bize adres soruyor. "Hayal kahvesi neredeydi?" gibi bir şey. Ama yuh artık yani amk. Orada çok duygusal bir an yaşanıyor öyle değil mi? Bizi mi buldun lan adres soracak. "Şu çift çok hayal dünyasında gibi, bilse bilse bunlar bilir" gibi bir şey mi düşündün? Biz de "Bilmiyoruz" diyerek baştan savmak yerine keriz gibi adresi tarif etmeye, daha da önemlisi doğru tarif etmeye, hata yapmayarak kadını mağdur etmemeye kasarak adres tarif ediyoruz.

Araya çok yaşantı girince Günlük'e dönüşen bir Clark Kent gibisin sevgili Blog. "Az önce Günlük buradaydı Blog, onu yine kaçırdın!" Yaşadıklarımı yazma gereği duyduğumdan çok komikli şeylere giremedim. Komik olma kaygısını da çok yaşamadan yazmak istiyorum. Sonra yine alengirli tespitli konulara girerim, ya da girmem amk. Okuyan yok zaten kime hesap veriyorum. Ama okur her zaman haklıdır, bunları ben bile okusam kendimden özür dilediğim için mutluyum. Ehehe.

Al yazarken gördüm, al sana komikli korkunçlu şey.

Öpüyorebello