13 Eylül 2013 Cuma

Mimiklerini Aldırdım Kalbimin

Merhaba,

Benim adım Erceren. İsmimden dolayı bir ara her Cerenden hoşlanmaya kasmıştım. Belki de benim hayattaki olayım budur diye düşünüyordum o sıralar. Ne çileli facebook takip günlerim vardı. Bir Ceren olmayınca, şansımı başka Cerenlerle deneyeyim diyordum. Hatta babadan yüklü miktarda parası olan bir insanım, "neden en büyük amacım bütün Cerenlerle tanışmak olmasın" diye kendimi zorladığım oldu. Gel gör ki her Ceren güzel değil a dostlar. Öyle Cerenler var ki aklın durur. Öyle Cerenler var ki kalbin durur. Öte yandan öyle Cerenler var ki şükür ettirir, namaza başlatır. Bazılarının da kim olduğu anlaşılmıyor lan. Üç tane arkadaşlar bunlar, Ceren'in bütün profil fotoğraflarında üçleme şeklinde yer almışlar. Orada bıraktım Ceren avımı. Sonra bu iş yürümez diyerek, ameliyat ile fazlalıklarımdan, beni erkek yapan kısmımdan (Er) kurtularak kendim Ceren oldum. Ben sana niye sapık gibi cinsel hayatımı anlatıyorum la? Sen de bana anlat ödeşelim?

Şaka bir yana benim çok büyük bir problemim var, orada duran umursayarak okuyan kişi, sana diyorum. Hazır mısın? Bende mimik yok. Evet evet yanlış duymadın, bende mimik namına hiçbir şey yok. Tanrının bir
Böyle mal bakıyorum normalde
lütfu gibi, aslında hepsi de var ama kontrol edemiyorum. Otobüste, kaldırımda, parkta, televizyonda, fotoğrafta, hayvanda vb. gördüğüm sureti olan her şeyin yüz ifadesini saniyeler içerisinde kopyalayabiliyorum. Durumun vahametini anlamaya çalış lütfen. Sokağa çıkmak benim için çok zor. Sürekli yere, gökyüzüne, ağaçlara, arabaların plakalarına, ayakkabılara vs. odaklanmak zorundayım. Bazen son baktığım insanın yüz ifadesi çok keskinse başka yöne bakmama rağmen o ifadeyi dakikalarca atamadığım oluyor. Attığımda ortaya çıkan boş ifadeyi de sevmiyorum. Aslında bana ait olan tek ifade, ama kendim dolduramıyorum. Sevmiyorum.

Annemin "a benim asosyal oğlum, dışarı çıksana biraz. Git birileriyle tanış" darlamasını daha fazla kaldıramayıp çıktım kalabalık bir caddeye. Bir saniyelik bir süre içinde bile üç tane insan, üç farklı yüz ifadesi görüyorsun (Allahım o hangisinin Ceren olduğunu anlamadığım facebook profili gibi. Hangi mimiğe kassam bir türlü karar veremedim). Yüz kaslarımın çok yorulduğunu hatırlıyorum. O sırada çok ilginç hareketler yapmış olmalıyım (şu adama benziyor olabilir) ki baktığım her yüz ifadesi bana dönük olmaya, ve aynılaşmaya başladı. Ben çok ilginç hareketler yaptıkça tedirginlik ve korku dolu bakışlar artmaya, ve benim yüz ifadem de sabitlenmeye başlamıştı. Tabii ki tedirgin ve korku doluydu. Al işte anne, beğendin mi yaptığını? Bütün bir cadde hep bir ağızdan "Seni aramızda istemiyoruz" demişti bana. Benim derdim sadece onlardan biri gibi olmaktı. Günün sonunda anlayamadığım tek şey onlar mı benim tedirginliğimi almıştı yoksa ben mi onlarınkini almıştım? Bir türlü karar veremedim. O gün seni aralarında istemeyen bir kesimin illaki olacağını farkettim. Çünkü toplumun tamamıyla kaynaşmaya çalıştım bir anda. Düşünsene bunu becerdiğimi, anında beni başbakan yapıyorlar falan. Çok ilginç olurdu. Ulusa boş boş seslenirdim artık, veya kameramanın yüz ifadesiyle seslenirdim. Dur ben bunu yazayım bir yere, komikmiş.

Bu da kitlengeçgilllerden.
Bunun şirin olmayanını düşün
Hayatın benim için çok zor olduğunu anlamışsındır. Alışveriş yapmak, kızlarla tanışmak, otobüse binmek şeklinde örneklendirebilirsin. İnsanlar kendileriyle yüzleşmekten nefret ediyorlar, o yüzden birebir muhattap olduklarım her zaman huzursuz oldular. Dalga geçiyorum sandılar, durumu bir türlü açıklayamıyordum. Kendi nefretine hapsolmuş insanlara attığım bir bakışla, ben de kendimi o nefretin içinde buluyordum. En ilginci çocuklarla karşılıklı kitlenmekti. Biliyorsun o çocuk modelini, sana çok uzun ve boş bakan çocuklar oldu mu hiç hayatında? Nası kafalar di mi? Öööyle karşılıklı uzun ve boş bakışıyoruz. Ulan burada rahatsızlığı olan
benim, yüz ifadesini kontrol edemeyen benim, yine de benim kafayı boşaltabiliyor bu çocuklar. Hay ebeninki diyerek başka yöne bakıyorum. Uzağa bakıyorum, binalara falan bakıyorum, dönüyorum çocuk hala bana kitlenmiş. Derdin ne amk. Bak sinirlerim bozuldu. Neyse!

Sonra bir gün O'nu gördüm. Böyle yazınca stv filmine dönüştü. "O'nu anlamak için 5 vakit namaza başladım" gibi bir kapanış olsa ilginç olmaz mıydı? Nedense dindar insanlara sanatı yakıştıramıyoruz. "Babacım, sen zaten hayatı çözmüşsün, günde 5 vaktini bu işe ayırıyorsun bile. Uğraşma antin kuntin işlerle, ibadetine bak sen" diyoruz sanki onlara. Sanki "sanat bizim işimiz" diyoruz onlara. Şimdi haksız da değiliz, stv o kadar prodüksiyon yapıp çektiği filmlerde hep "imana gelme/getirme" konularını ele alıyor. Sanatı araç olarak kullanıyor yani. Yani bana diyor ki "herkes benim dinime gelirse sanat gibi sikimsonik şeylerle uğraşmamıza gerek kalmayacak, çünkü hepimiz hayatı çözmüş olacağız." Sokarım öyle işe. Herif sanatı beni sanattan uzaklaştırmak için kullanıyor. Öyle kötü prodüksiyonlar. Neyse

Çok dağıtmadan, "O" dediğim aslında kızın biri. Otobüste bu kıza kitlenmiştim. Çünkü koskoca otobüste en huzurlu yüz ifadesine sahip olan insan oydu. Herkes bir sinirli, herkes bir gergin. İstanbul stresi işte. Sana "İstanbulda iyi para kazanıyorsun ama masrafın, derdin de çok" geyiği yapayım mı? Belki yeterince duymamışsındır. Bazı geyikler var abi, belli bir yerden sonra kaldıramıyorsun. Hastanelik oluyorsun. Mesela şimdi yine konudan uzaklaşmam gibi. Neyse.

"Sen kime küfür ediyorsun lan!"
(ergen siniri)
Bana bakmıyordu o sırada ve ben de onun huzurlu yüz ifadesini sömürerek yüzümdeki kasları
dinlendiriyordum. Gerçekten güzel geçti 10 dakika falan. Ama sonuçta insan dediğimiz yaratık evrimde bu kadar ileriye geldiyse "çevremde neler olup bitiyor lan, dur bir kolaçan edeyim" içgüdüsü sayesinde bu kadar ileri gelmiştir. Ergenlere dikkat ederseniz onlar daha çok bakınır çevresine, kafada bin tane tilki sikişiyor çünkü. Öhm, neyse.

Bana baktığı anda ben tedirgin oldum, tabii ki yüz ifademe yansımadı ama bir an bakışlarımı kaçırmak istedim. Ne olduysa sonrasında oldu a dostlar. Kız bana dünyanın en sıcak, en geniş, en tatlı gülümsemesini gönderdi. Gülmeyeli, gülümsemeyeli ne kadar uzun zaman olmuş, bana onu farkettirdi. Yağmurun sesine uyanmak gibiydi. Yanlış anlama, yolda otobüste gülen gülümseyen insanlar gördüm, onları da taklit ettim takdir edersin ki. Ancak mimik şampiyonu biri olarak şunu söyleyebilirim: Hiçbiri bu kadar içten değildi. Çünkü taklit ettiğim insanın sadece yüz ifadesi değil, duygusu da bana bulaşıcıdır. İçten gülmüyorsa ben de içten taklit etmem onu.

Başlarda oyuncak gibi oynadı benle. Allahım, nasıl eğleniyor beni oynatarak. Uzaktan kumandalı gibiyim resmen. Oturduğu yerden beni istediği şekle sokabiliyordu. Uzatmayacağım, ilginç karakterin olduğu her şiirde, klipte, hikayede, filmde, vb. bu karakterin birine aşık olmasıyla olaylar gelişir ve devam eder [stv hariç. orada ilginçten anladıkları birilerinin ultra kötü adam olması (gerçekten çok kötü, suratından bok akıyor resmen) ve sonunda imana gelip gelmemesi. Genelde hakkını yedikleri, namazında niyazında olan çok iyi bir insanın bedduası olur filmin ortasında, bu beddua tutar (öyle de kinci insanlar amk). Bu bedduanın tutmasının ardından kötü adam şekil alır (imana gelir veya gelmez). Sokayım böyle prodüksiyona gerçekten]. Bundan sonra olanları tahmin edebilirsiniz yani. Yakınlaştık falan filan işte (Kızın adı da Ceren çıktı iyi mi?).

Sonra beraber doktora gittik, ameliyatla benim ayna nöronları aldırdık. Bir de, günde bir kolay bir zor sudoku egzersizi verdi bana. Yok çok duygusalmışım da, biraz rasyonel bir insan olmalıymışım da. Dünya kadar para alıyorsun, sudoku mu yani tedavi? Neyse, sakinim.

Gideyim de bir sudoku çözeyim.